Afyonkarahisar TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, depremlerin 3. yılında yayımladığı değerlendirmede, ihmallerin, yanlış tercihlerin ve görmezden gelinen bilimsel gerçeklerin ağır sonuçlarına dikkat çekti.
Afyonkarahisar’dan Güncel ve doğru haberler için tıklayın
Deprem Beklenmedik Değil, Önlenebilir Bir Afettir
Türkiye’de depremin “beklenmedik” bir doğa olayı olmadığı vurgulanan açıklamada, depremlerin zamanı ve yeri tam olarak öngörülemese de etkilerinin büyük ölçüde azaltılabilir olduğu ifade edildi. Yıkımın büyüklüğünün, depremin şiddetinden çok; yapı üretiminin kalitesi, denetimin niteliği ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğu belirtildi.
Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu ölçekte can ve mal kaybına yol açmamasının, sorunun doğada değil, insan eliyle yaratılan zaaflarda olduğunu açıkça ortaya koyduğu kaydedildi.
Orta Büyüklükteki Depremler Bile Büyük Yıkıma Yol Açıyor
Türkiye’de orta büyüklükte sayılabilecek depremlerde dahi ciddi yıkımlar yaşandığına dikkat çekildi. Açıklamada, Balıkesir Sındırgı’da 10 Ağustos ve 27 Ekim 2024’te meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüğündeki depremler sonucunda 729 binada 1036 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildiği hatırlatıldı.
Yine 23 Nisan’da Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki deprem, İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde büyük endişe yaratmış; iletişim ağlarının çökmesi, deprem toplanma alanlarının ve acil ulaşım yollarının yetersizliği, olası büyük bir depreme karşı hazırlıksızlığı gözler önüne sermiştir.
Yapı Stokunun Büyük Bölümü Hâlâ Risk Altında
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Türkiye’deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski taşıdığına dikkat çekti. Özellikle 2000 yılı öncesinde inşa edilen binaların hasar görebilirliğinin yüksek olduğu belirtilirken, son 25 yılda çıkarılan 6 imar affı yasasıyla mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların kâğıt üzerinde yasallaştırıldığı ifade edildi.
TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu’nun 2023 tarihli raporunda 6–7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiği, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ise yalnızca İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli olduğunu, toplamda 1,5 milyon konutun dönüşmesi gerektiğini açıkladığı hatırlatıldı.
Buna rağmen, ülke genelinde bütüncül ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin hâlâ oluşturulmadığı, hangi kentte kaç yapının riskli olduğunun net biçimde ortaya konmadığı vurgulandı.
Kentsel Dönüşüm Risk Temelli Değil, Rant Odaklı Yürütülüyor
Yaklaşık 13 yıldır yürürlükte olan kentsel dönüşüm politikalarının, deprem riskini azaltmaktan çok arsa değeri yüksek bölgelerde parsel bazlı yenilemelere indirgenmiş olduğu belirtildi. Oysa kentsel dönüşümün; zemin özelliklerinden nüfus yoğunluğuna, ulaşım altyapısından deprem toplanma alanlarına kadar çok boyutlu bir kamusal planlama süreci olması gerektiği ifade edildi.
Mevcut uygulamaların, ülke genelindeki riskli yapı sayısıyla kıyaslandığında son derece yetersiz kaldığı; özellikle dar gelirli yurttaşların yaşadığı bölgelerde dönüşümün ya hiç başlamadığı ya da sürdürülebilir şekilde ilerlemediği kaydedildi.
Afete Hazırlık Deprem Sonrasına Sıkışıyor
Depreme hazırlık konusunun, afet sonrası yapılanlarla sınırlı kaldığına dikkat çekilen açıklamada, asıl belirleyici olanın deprem öncesi yapılanlar olduğu vurgulandı. Okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapı sistemlerinin ne kadarının güvenli olduğu konusunda şeffaf ve bütüncül bir bilgilendirmenin bulunmadığı ifade edildi.
Afet yönetiminin yalnızca arama-kurtarma kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülmesi gerektiği, 6 Şubat depremlerinin bu alandaki yetersizlikleri açık biçimde ortaya koyduğu belirtildi.
Deprem Toplanma Alanları Yetersiz ve Plansız
Deprem toplanma alanları konusundaki plansızlığa da dikkat çekilen açıklamada, birçok kentte bu alanların yetersiz olduğu, mevcut alanların bir kısmının ise imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığı hatırlatıldı. Afet anında yurttaşların nereye gideceğini bilmediği bir kent düzeninin, depremin kendisi kadar tehlikeli olduğu vurgulandı.
Deprem toplanma alanlarının yalnızca boş alanlar değil; geçici barınma, elektrik, su, ısınma, duş ve tuvalet gibi temel ihtiyaçları karşılayabilecek altyapıya sahip alanlar olması gerektiği ifade edildi.
Sorun Doğada Değil, Tercihlerde
Açıklamada, yaşanan her büyük doğa olayının, gerekli önlemler alınmadığı için afete dönüştüğü belirtilerek, bilimi, planlamayı ve denetimi dışlayan; rantı önceleyen yaklaşımın bunun temel nedeni olduğu ifade edildi.
Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen, etkilenen bölgelerde barınma, sağlık, eğitim ve altyapı sorunlarının tam olarak çözülemediği; yeniden inşa sürecinin yalnızca bina yapımıyla sınırlandığı, kentlerin sosyal ve ekonomik dokusunun göz ardı edildiği kaydedildi.
Ayrıca, deprem sonrası 1 yıl içinde 319 bin, toplamda 650 bin konutun teslim edileceği yönündeki vaatlere karşın, üçüncü yılın sonunda 455 bin bağımsız bölümün teslim edildiği ve bunun hedefe ulaşılmış gibi sunulduğu belirtildi.
“Afetler Kader Değildir”
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, açıklamasını şu çağrıyla sonlandırdı:
“Afetler kader değildir; bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikalarda ısrarın acı sonuçlarıdır.”
Bu kapsamda;
Ülke genelinde güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulması,
Kentsel dönüşümün rant değil risk temelli bir kamu politikası olarak uygulanması,
Yapı üretiminin tüm aşamalarında mühendislik hizmetlerinin eksiksiz sağlanması,
Proje, uygulama ve denetim süreçlerinin sıkı biçimde denetlenmesi
gerektiği vurgulandı.
Açıklamada, 6 Şubat’ta yitirilenlere karşı en büyük sorumluluğun, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmek olduğu ifade edildi.

