Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hatice Kayaalp
Hatice Kayaalp

HARRY POTTER’I İZLEDİN, PEKİ HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?

haricekayaalp

Afyonkarahisar’dan Güncel ve doğru haberler için tıklayın

HARRY POTTER’I İZLEDİN, PEKİ HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?

Haydi bakalım başlayalım. Eğer Muggle değilsen sen de gel; ama Muggle’san da sorun yok, çünkü bu sorular hepimize ait. Belki Hogwarts koridorlarında hiç yürümedik ama hepimiz bir gün, şimdi karar verme zamanı dediğimiz o keskin eşikte durduk. Harry Potter büyülerle dolu bir hikâye olabilir ama anlattıkları sandığımızdan çok daha gerçek. Asıl mesele sihirli değnekler değil; asıl mesele seçimlerimiz. Ve inanın, bu hayatta hepimiz biraz Harry’yiz elimizde bir asa olmasa bile:)

Hayat bize her zaman adil davranmıyor. Nerede doğacağımızı, kimlerle karşılaşacağımızı ya da hangi zorluklara çarpacağımızı biz seçmiyoruz. Kartlar bize sorulmadan dağıtılıyor; orası kesin. Ama bu oyunu nasıl oynayacağımız tamamen bize ait. Önümüze çıkan her seçenek bizim tercihimiz olmayabilir, fakat o seçeneğin karşısında nasıl duracağımız, neye “evet” neye “hayır” diyeceğimiz kendi seçimlerimizle şekillenir.

Ve işin en güzel tarafı şu: Bu kurallar sadece Hogwarts’ta değil, bizim sıradan hayatlarımızda da geçerli. Üstelik o sesin her zaman çok yüksek çıkması da gerekmez. Bazen her şeyi değiştiren, sadece içimizden geçen o küçücük cümledir:

“Ben bunu istemiyorum.”

“Ben böyle biri olmayacağım.”

“Ben başka bir yol seçeceğim.”

İşte hayat tam da o fısıltı anında yön değiştirir. O yüzden o meşhur şapkanın altında sakladığınız o küçük itirazı sakın hafife almayın. Belki de bütün hikâyenizi baştan yazacak olan şey, tam olarak odur.

Seçim mi, Kader mi? O Şapka Neden Gryffindor Dedi?

Hayatımızda bazen öyle anlar oluyor ki, “Bunu ben mi seçtim yoksa zaten böyle mi olacaktı?” diye düşünmeden edemiyoruz. Harry Potter’ın o meşhur Seçmen Şapka sahnesini hatırlayın. Küçücük bir çocuğun kafasında koca bir şapka, fısıldayıp duruyor: “Slytherin’de çok başarılı olabilirsin…”

Peki, ne oldu da Harry o masadan Gryffindor olarak kalktı?

Aslında Şapka, Harry’nin içindeki o hırsı ve potansiyeli gördü. Yani teknik olarak Harry, Slytherin için gayet “uygun” bir adaydı. Ama Harry tek bir şey yaptı: “Slytherin olmasın” diye fısıldadı. Şapka da Harry’nin bu isteğine, yani karakterine değil, kararına saygı duydu. Çünkü cesaret sadece canavarlarla savaşmak değil, bazen “Ben bunu istemiyorum” diyebilmektir.

Bence bu bir ortaklıktı. Sistem (yani Şapka) ona seçenekleri sundu, Harry ise o seçenekler arasından birini seçti. Hayat da biraz böyle değil mi? Önümüze bazı kapılar açılır, bu sistemin işidir; ama o kapıdan girip girmemek tamamen bizim elimizdedir.

Dürüst olalım; doğduğumuz evi, aileyi ya da karşımıza çıkan zorlukları biz seçmiyoruz. Bunlar bizim “kartlarımız”. Ama o kartları nasıl oynayacağımız tamamen bize kalmış. Belki her şeyi değiştirecek sihirli bir değneğimiz yok ama en azından “hayır” deme lüksümüz var. Tıpkı Harry gibi… Bazen kader bizi bir yere iter ama biz orada nasıl duracağımıza kendimiz karar veririz. Harry’i kahraman yapan şey yetenekleri değil, neyi seçtiğiydi.

Ölümsüzlük: Gerçekten İyi Bir Fikir mi?

Felsefe Taşı… Herkesin peşinde koştuğu o sonsuz yaşam vaadi. Ama bir de dönüp Voldemort’a bakın; ölümsüz olayım derken parça parça oldu, ruhunu yitirdi. Hayatın tadı belki de biteceğini bilmekte gizli. Sonsuz zamanımız olsaydı, sevdiklerimize sarılmak için bu kadar acele eder miydik? Yoksa “nasıl olsa vakit var” diyerek sevgiyi, cesareti ve iyiliği hep sonraya mı bırakırdık?

Ölümsüzlük insanı her zaman bilge yapmaz; aksine kibirli, duyarsız ve “erteleyen” birine dönüştürebilir. Belki de hayatı bu kadar kıymetli kılan şey, bir sonunun olmasıdır.

İyi Kalpli Olmak Yeter mi?

Herkesin sevdiği o koca yürekli dev: Rubeus Hagrid. Sevecen, korumacı, sadık… Ama o meşhur ejderha yumurtası meselesini hatırlayın. İyi niyetle başlayan bir merak, çocukları ölümcül bir tehlikenin tam ortasına sürüklemişti.

Bu bize çok gerçek bir ders veriyor: Birine zarar vermek için illa kötü olmak gerekmez. Dikkatsizlik, sorumsuzluk ya da “nasıl olsa ben iyi biriyim” rahatlığı da en az kötülük kadar can yakabilir.

İyilik sadece niyet değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluktur. Sevgi, sonuçlarını düşünmeden hareket etmek değildir. İyi kalpli olmak harika bir başlangıçtır ama yetmez; o kalbi akılla ve özenle taşımak gerekir. Bazen bilgisizlik, bazen umursamazlık, bazen de aşırı özgüven farkında olmadan yıkıma yol açabilir. Unutmayın ki; kötülük her zaman karanlık planlardan değil, bazen iyi niyetle başlayan hatalardan doğar.

Dostluk Nerede Başlar?

Ron ve Hermione, Harry’ye neden bu kadar bağlıydı? Hermione neden Harry’nin peşinden ölüme gitti? Çünkü hepsi birlikte tehlikelere atıldılar, birlikte korktular ve birlikte büyüdüler. Ron ve Hermione, Harry’nin yanında sadece o “seçilmiş kişi” olduğu için kalmadı. Onu en zayıf anlarında gördüler, korktuğunu, hata yaptığını, bocaladığını fark ettiler. Ve yine de yanında durdular.

Gerçek dostluk zorlukta kurulur; sırtta taşıyarak, yükü paylaşarak, korkarken bile elini bırakmayarak. Birinin en zayıf anını görüp onu o haliyle kabul edebilmektir dostluk. Ateşten geçerken elini bırakmamaktır. Eğer biri sizin için “ateş kadehine” elini uzatıyorsa, işte o zaman aranızdaki bağ gerçektir. Karanlık bir koridorda yanınızda yürüyen biri varsa, orası artık o kadar da karanlık değildir.

Bilginin Gücü ve Tehlikesi

Albus Dumbledore, sonunda Felsefe Taşı’nın yok edilmesine razı oldu. Çünkü bazı güçler, onları taşıyabilecek olgunlukta olmayan ellerde felakete dönüşür. Bilgi de böyledir: Sadece bilmek yetmez; o bilginin sorumluluğunu da taşımak gerekir. Tarih, “ben bunu kontrol edebilirim” diyerek yola çıkan ve koltuğun ya da gücün cazibesine kapılıp kontrol edemediği fırtınaların altında kalanlarla doludur. Eğer sonucu hesaplanmamışsa, iyi niyet tek başına kimseyi masum kılmaz.

Bazı gerçekleri saklamak ne kadar doğru? Dumbledore’un taşı yok etme kararı bunu gösterir: Bilgi güçtür; ama her güç, her omuzun taşıyabileceği yük değildir. Hele ki o güç, ortak geleceği belirleyecek bir mekanizmanın dişlisiyse… Tıpkı Çernobil felaketinde olduğu gibi. Oradaki teknik personel belki sadece “kendilerine söyleneni” yapıyordu; ama prosedürleri ihlal eden aşırı özgüven ve “ben yaptım oldu” anlayışı dünyayı sarsan bir felakete yol açtı.

Demek ki mesele sadece “iyi niyetli görünmek” değil; mesele sonuçları öngörebilmek ve sorumluluk alabilmek. Çünkü günün sonunda, iyi niyetle yapılanlar da sadece niyetle değil, bıraktığı sonuçlarla ölçülür.

Son Söz

Harry Potter bir fantastik hikâye olabilir ama anlattığı şey sandığımızdan çok daha gerçek. Belki Hogwarts’tan o mektup hiç gelmedi; ama her sabah önümüzde görünmez bir şapka var. İçimizden bir ses bizi bir yerlere çağırıyor, başka bir ses itiraz ediyor. Mesele, o an hangi sesi dinlediğimiz.

Hayat her zaman bizim planladığımız gibi akmıyor; nerede doğacağımızı, kimlerle yolumuzun kesişeceğini ya da karşımıza çıkacak engelleri biz belirlemiyoruz. Bazen önümüze konan seçenekler bile bize ait değil; başkalarının çizdiği yollar ya da yaşanması beklenen hayatlar… Ama o sunulan yolların karşısında nasıl duracağımız, verdiğimiz cevap tamamen bize ait. Olan biteni değiştiremesek de, o anın içinde kim olacağımız bizim elimizde.

Peki siz, şapkanın altındaki o kendi sesinizi dinleyecek misiniz? Cesaretinizi toplayıp, size dayatılanı değil de kendi Gryffindor’unuzu seçebilecek misiniz? Sonsuzluk hayalleri kurmak yerine, şu anın değerini görebilecek misiniz?

İyiliğin sadece bir niyet değil, sorumluluk olduğunu kabul edip; dostlukta sonuna kadar yanında durmayı ve bilginin yükünü hakkıyla taşımayı öğrenecek misiniz? Unutmayın; gerçek büyü işte tam da o an, verdiğiniz kararla başlar.

Vee siz siz olun, o şapkanın altında söyleyecek sözünüzü hep saklı tutun;)

 

 

 

Yazarlarımız
TÜMÜ

SON HABERLER

YENİ